Avrupa ve Rusya (Yevropa i Rassiya)

Yazar: Nikolay Yakovleviç Danilevskiy

Eserin ilk yayınlanma yılı: 1869

Kaynak: http://www.vehi.net/danilevsky/rossiya/

Uyarı: Bu Rusça eserin basımına şu an ulaşmam mümkün olmadığı için, Rusların internet kütüphanelerine başvuruyorum. Eserler internete aktarılırken eksiklikler/yanlışlar olabilir. Benim Rusça anlamam yanlış olabilir. Buradaki notları okurken, bu hususu unutmayın. Gördüğünüz hatalar, sormak istedikleriniz varsa lütfen ama lütfen nanoturkiye@gmail.com adresine e-posta gönderin. Yazıları kaynak göstererek kullanırsanız sevinirim.

Eser 27 başlıktan oluşuyor:

1) 1864 ve 1854 yılları. Önsöz yerine

Avrupalılar Türklere sempati duyuyor. Avrupalılar Londra protokolünü çiğneyip, Danimarka’ya saldırdı. Kimse bunun hukuksuz olduğunu dile getirmedi. Fakat Ruslar Küçük Kaynarca anlaşmasında var olan Osmanlı’daki Hıristiyan halkın hakları ile ilgilenince Avrupalı devletler bir anda Rusya’yı tehdit etti. Biz hukuki hakkımızı talep ediyorduk halbuki?

Vifleyem kilisesinin anahtarını Osmanlı neden Fransa’ya verdi? Vifleyem kilisenin anahtarı hangi kilisede ise Hıristiyanlara  göre o kilise daha üstün oluyormuş. Osmanlı bu konuyu önemsemediği için, yapması gereken, kendi topraklarında yaşayan Hıristiyanlar Ortodoks olduğu için bu anahtarı Ortodokslara vermesiydi. Ama Osmanlı ne yaptı? Bu anahtarı Fransızlara verdi. Burada bir hakaret vardır. Milyonlarca kişi husursuz duruma düştü şu an. Osmanlı Fransız saldırısından korktu da diyemeyiz. Osmanlı biliyordu ki olası bir Fransız saldırısında 1840 yılında olduğu gibi Rusya Osmanlı’nın yanında olacaktı. (Hünkar İskelesi anlaşması)

Osmanlı Ortodoks kilisesinin haklarını  Kudüs’te bir fermanla okuyacağına dair söz vermiş, ama sözünü yerine getirmedi.

Avrupalının hatta Türklerin başarıları tüm Avrupa’nın başarısı gibi gösterildi.

2) Neden Avrupa Rusya’ya düşman?

Bir yabancı Danilevskiy’e şöyle demiş: “Haritaya baksana, Rusya’nın her an üzerimize bir bulut gibi çökmesini hissetmemek mümkün mü?” Tamam Rusya büyük bir devlet ama acaba burada bir  fetih var mı? Rusya yıllarca topraklarını genişletmek isteyen bir devlet gibi gösterildi. Gerçekten öyle mi bakalım.

Rusya’nın şu an sahip olduğu topraklar zaten boştu. Ruslar orada herhangi bir milleti yok etmedi. İlk yerleşen biz olduk.

Rusya ne zaman Avrupa’ya saldırmış? Rusya Avrupa’ya girdiği zaman hep Avrupa’nın kârı için çalıştı. Fransa’yı Avrupa’nın intikamından korudu, sonra Fransa’yı Avrupa saldırısından korudu.

Öncelikle fetih ne onu inceleyelim:

Eğer bir millet bağımsız siyasi olarak yaşıyorsa sanayi, fikri ve toplumsal yönlerini de kendi belirlemesi lazım. Her milletin bir amacı, çözmek istediği bi mesele vardır. Başkasının buyruğu altında yaşayınca bu amaca ulaşamazsınız. İki millet arasında etnografik, toplum, din ve tarih açısından ne kadar fark varsa, çözmek istedikleri problemler arasında da o kadar fark vardır, problemler o kadar daha orijinaldir. Bir milletin tamamı birarada değilse engelli gibidir. Eli, ayağı kesik insan yaşayabilir ama tam performansını gösteremez. Milletin de bazı kısımları ayrık ise o millet hedefine tam varamaz.

Eğer bir millet daha önce siyasi bir bağımsızlık kazanmadı ise onu kendi hakimiyetine almak fetih değildir. Onların ulaşmak istedikleri bir hedef olmamış, böyle bir şey yapmamışlar zaten; o yüzden ellerinden alınan bir hak yok.

Danilevskiy Finlandiya’dan başlayarak Rusların nasıl fetih yapmadığını anlatıyor.

Finler daha önce devlet kurmamışlardı. Biz onları kendi içimize katarak onlara daha fazla faydamız olduç. Rusya gibi büyük bir devlet komşu olarak nötr bir Fin devleti neden istemeseydi. Finler Rusya’ya girince milli bilinç oluştu. Kalevala destanını örnek gösteriyor.

Baltık Denizi’ndeki bölgeler ilk başta zaten Ruslarındı. Almanlar bizden almıştı. O toprağı geri almak fetih midir?

Polonya’nın bölünmesi kötü ama burada asıl suçlu Ruslar değil.

Kırım, Kafkaslar, Orta Asya’yı fetih olarak görüyor. Fakat Kırım’da hangi millet vardı ki, Rusya’ya düşman herkes Kırım’a kaçıyordu diyor.

Rusya isteseydi birçok bölgeyi alabilirdi ama Aleksandr I barışı tercih etti. Edirne antlaşması

Rusya 1829 – 1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Moldova ve Eflak’ı alabilirdi. Osmanlı Rusya’ya knezlik teklif etmişti, ödemesi gereken borç yerine. Nikolay ikisini de istemedi. Rusya tek bir sözü ile Osmanlı’daki Slavları ayaklandırırdı hiç bunu yaptı mı?

İşte Rusya’nın yapısı, savaşlar, amaçları, elde edebileceği şeylerden feragati – Rusya’nın bir fetih meraklısı bir devlet olmadığını gösteriyor.

İngilizlerin İrlandalılara yaptığı, Almanlar, İspanyollar hepsi tarihte bazı milletleri yok etti, benzer tepki niye onlara yok. Biz çok daha azını yaptık, bu kadar çok tepki alıyoruz.

Birçok konuda uzman olan Avrupa’nın Ruslar hakkında bilgi sahibi olmaması ne ile açıklanıyor? Avrupalı düşünceleriyle, istekleriyle, gururuyla, nefretiyle ve kıskançlıklarıya uyuşan şeyleri öğreniyor. Sanskritçeyi, Iroqu dillerini, yıldızları, mikroskopik canlıların yapısını bilen Avrupalı nasıl oluyor da Rusya ile ilgili bilgi sahibi olmuyor? Yurtdışına gidip onlara Rusları anlatma çabamız da çok komik. Kulağı olup da duymayan birini sağırlığını tedavi etmek mümkün mü?

Yerleşik olan bir halk yer değiştirmek istemez. İklim ne kadar kötü olursa olsun.

Avrupa Rusya’yı kendine yabancı hatta düşman olarak görüyor. Avrupalının gözünde bir Rus ancak kendi milli değerlerini kaybedince insan hüviyetine ulaşır.

3) Rusya Avrupa mı?

Öncelikle Avrupa ne onu tartışalım? Kıtaları bu şekilde ayırmak doğal değil, çünkü kara parçalarının tüm özellikleri göz önüne alınmadı. Avrupa’nın sınırı Ural dağları kabul ediliyor. Amerika, Avustralya, Afrika koca birer ada ve tek bir kıta. Dünya’nın geri kalanı neden Asya ve Avrupa diye ikiye ayrılıyor? Ural dağları dünyanın en yüksek sıradağı falan değil. Hatta Avrupa sınırının yarısını Ural dağları oluşturuyor. Diğer yarısını bazen Volga, bazen Volga-Don oluşturduğu kabul ediliyor.

Zaten kafamızdaki kıta ayrımı başka. Madagaskar, Akdeniz kıyısındaki ülkeler, Ümit Burnu Afrika kıtasında olmasına rağmen, Afrika deyince aklımıza çöller geliyor. Aynı şekilde Asya deyince aklımıza Hindistan gelmiyor.

Avrupa içi boş bir kelime mi? Hayır. Avrupa Cermen-Roma imparatorluğu demektir. O yüzden Rusya Avrupa’da değildir. Buradan hiç beslenmemiştir.

Avrupa Yunan medeniyeti değildir, çünkü Yunan medeniyeti bugünkü manada Avrupa, Asya ve Afrika’da idi.

Yunan medeniyeti kendi dışındakilere barbar dediği gibi, Avrupa kendi dışındakilere böyle bakmaktadır.

Dünya eskiden Avrupa, Asya ve Afrika diye ayrılmıştı. Yunanlılar Akdeniz’in kuzeyine Avrupa, doğusuna Asya, güneyine Afrika dedi. Daha sonra anlaşıldı ki Avrupa ve Asya iki farklı kara parçası değil (Afrika öyleydi), alışkanlıkları değiştirmek yerine Avrupa, Asya ayrımına devam edildi ve sun’i sınırlar çizildi.


Bloga Farklı Konularda Devam

Türkçe kitapların özetlerini yeni bir blogda devam ettiğimi söylemiştim. Bu blogda da okuduğum Rusça kitapların notlarını paylaşmaya devam edeceğim.


Taşındım

Bu blog fikrini arkadaşlarla paylaştım, onlar da ilgi gösterdiler. Serencâmeyi başlattık.


Mücahede-i Milliye: Gurbet ve Avdet Devirleri

Kitap: Mücahede-i Milliye: Gurbet ve Avdet Devirleri

Yazar: Mizancı Murad

Yayınevi: Nehir

Basım yılı: 1994

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin bir zamanlar başkanlığını yapmış birisi. Bu kitap hatıra defteri. Objektif olmama ihtimali yüksek. Not aldığım paragraflar.

“Osmanlı gayretini, Osmanlı vatan sevgisini, Osmanlığa cansiperâne bağlılığı kazanabilmek için mutlaka Anadolu veya Rumeli köylerinden birinde doğmak şart mıdır? Yoksa keyfi bir imtiyaz mıdır?” Mizancı Murad Dağıstan doğumludur ve Osmanlı’yı kurtarmak içn yaptığı faaliyetler kuşku ile karşılanmaktadır. Bu duruma bir sitem.

“Cemiyete dahil olamayacağıma sebep olarak henüz padişahtan ümidimi kesmediğimi, kendisinin ve hanedanın memlekete alakası hasebiyle elbette bizden ziyade gayret göstermes icap edeceğini, bugün onu göstermiyor ise şüphesiz etrafın fesadına kurban olarak gerçek vaziyetten habersiz olduğundan ileri geldiğini, milleti kurtarmak bir hüner ise bizim gibi rical mertebesinde bulunan memurlar için milleti kurtarmak ile eşit bulunan padişahı kurtarıp selamet yoluna sevk etmek vazifesinin daha yakın ve daha mukaddes olacağını, huzuruna çıkıp gerçek durumu arz etmek, basiret perdesini açmak ümidinde olduğumu, eğer bu ümidim olmasa çoktan istifa edip çekilmiş olacağımı, ümidimi kesince ben kendim gidip kendilerine iltihak edeceğimi tafsilen anlattım.” Gerçekten de kendisi önce Abdülhamit ile görüşüyor, istekleri yerine gelmeyince, istifa edip İttihat ve Terakki cemiyetine katılıyor. Hem memur olup, hem hükümet aleyhtarı bir cemiyete üye olmayı ahlaklı görmüyor.

Fransız bir arkadaşı İstanbul’da iken Ermenilere saldırı oluyor. Fransız arkadaşı çarşıya çıkmaya korkuyor. Mizancı Murad Fransız’ı ikna ediyor, çarşıda her şeyin sakin olduğunu görüyorlar. Murad diyor ki “Bir de yarınki Fransız gazeteleri olayları nasıl aktaracak bir bak” diyor. Medya manipülasyonu ile olaylar abartılmış ve kışkırtmalar artmış. Hâlâ bu tuzağa düşüyoruz. 1912′de Pyotr Pereljayev’in dediği gibi artık gazetelere inanmamalıyız yoksa?

Bu kitaptan fark ettiğim kitaplar: (Bu seçme işlemini nasıl yapıyorum?)

- Hürriyet Vadisinde Bir Pençe-i İstibdad – Mizancı Murad

- İstibdad İçinde Bir Züğürdün Tesellisi – Mizancı Murad

- Meskenet Mazaret Teşkil Eder mi? – Mizancı Murad

- Tatlı Emeller Acı Hakikatler – Mizancı Murad

- Ahmed Rıza Bey’in Anıları – Ahmed Rıza

Fazla bilgi sahibi olmadığım/duymadığım kişiler:

Selim Faris

Gabriel Hanotaux


Jön Türklerin Siyasi Fikirleri

Kitap: Jön Türklerin Siyasi Fikirleri

Yazar: Şerif Mardin

Yayınevi: Türkiye İş Bankası

Basım yılı: 1964

Jön Türkler’i daha fazla tanımak lazım. Cumhuriyet’e giden yolda önemli topluluklardan biri. Onlar da biz gibi ülkeyi kurtarmak için kafa yordular. Tecrübelerini boşa çıkarmamak gerekli. Aynı konularda sıkıntı devam ediyor: eğitim, bilim, entelektüel yetiştirme vs. Bu kitap Jön Türkler’i kısaca tanımamı sağladı. İleride onların daha fazla eserini okumayı istiyorum. Kitaptan en ilgimi çeken iki not:

Emily Boutmy 1870 harbi yenilgisini siyasi “elite”in kifayetsizliğine bağlamış. Halkın yeteri kadar destek vermemesi sonucu Jön Türkler yavaş yavaş bir Türk eliti oluşturma fikrini benimsemiş, daha sonra bu ülkeyi kurtarıcı grup subaylar olmuştur.

Psikolog Ribot‘un psikoloji ırsiyetle geçer düşüncesi, Jön Türkleri saltanatın olmaması fikrini kuvvetlendirmiş. Çükü bu düşünceye göre Jön Türklere göre ülkeyi kötü yöneten Abdülhamit’in oğlu da ülkeyi kötü yönetecekti. Ne garip değil mi? Yanlış olan bir hipotez, sosyal hayata yansıyınca çok büyük etkileri oluyor. Kavram bilimle ilgili olunca, hareketler/düşünceler meşrulaşıyor. Halbuki gerçek fenci hiçbir zaman söylediklerinin tam gerçek olmadığını düşünür.

Kitap kısa bir tarihçe sunuyor.

Bu kitaptan fark ettiğim kitaplar: (Bu seçme işlemini nasıl yapıyorum?)

- Türkiye Maarif Tarihi – Osman Ergin

- Ömrüm – Ali Kemal

- Mücahade-i Milliye – Mizancı Murat Bey

- Hutbeler – Tunalı Hilmi

Fazla bilgi sahibi olmadığım/duymadığım kişiler:

İbrahim Temo

Yusuf Akçura

Ahmet Rıza

Prens Sabahattin

Abdullah Cevdet

Hilmi Ziya Ülken


Umrandan Uygarlığa

Kitap: Umrandan Uygarlığa

Yazar: Cemil Meriç

Yayınevi: Ötüken

Basım yılı: 1979

Ne yazık ki kitap hakkında İnternet’teki içerik e-ticaret sitelerinin satış bağlantılarından ibaret. Birkaç özet var. ek$isözlük’te de bir tane entry var. Okuduklarımızla ilgili yorumları daha fazla yapmalıyız.

Kitaptan notlar:

“Yeni Türk sanatçısı kendisini Batılı diye alır. İçinde yaşadığı toplumu doğulu diye küçümser. Küçük aydınlar, hatta biraz gözü açık mahalle kızları, yalnız çeviri okumakla, Türk filmlerine gitmemekle, basbayağı övünürler. Büyük şehirlerimizin o Allah muhafaza, san’at çevrelerinde Fransız resmi, İngiliz şiiri, Rus müziği, İtalyan sineması herhangi bir Türk sorunundan önce konuşulur.”

Ali Paşa vasiyetnâmesi (7 Eylül 1871) (Abdülaziz’e yazılıyor, fakat Abdülazize ulaşamıyor)

Vasiyatnâme’nin hepsi okunmalı, ben üç paragraf paylaşıyorum:

“Demiryolları gibi büyük yatırımları kendimiz yapamıyorduk. Yerli sermayeye başvurmak da tehlikeli idi; hemen netice almak isteyen, büyük kârlara alışmış bir sermayeydi bu. Yabancı şirketlere başvurduk.”

“Her iktidara geçen, kendinden önce yapılanları bozmakla işe başlıyor. Maiyetindeki memurları değiştiriyor Yükselebilen anca dalkavuklar. Herkes devletin sırtından refâh elde etmek peşinde.”

Leroy bir Fransız. “Bugün düşündüklerimiz, çok daha önceden düşünülmüştü. Hem de ekseriya aynı derecede etraflı, aynı derecede berrak olarak. Eğer her ülkede kalabalık bir okuyucu kitlesi, bu gerçeğin farkına varmış olsaydı, birçok hayal kırıklıkları önlenmiş olurdu…”

Son bir alıntı:

“Tasarlanan bir hareketle elde edilen netice arasında fark var. Bir neslin serbestçe istediği, bir sonraki nesil için önüne geçilmez bir kaderdir. İnsanların umdukları başkadır, buldukları başka. Tarih, tarihini yapan fakat yaptığı tarihi bilmeyen bir insanlığın tarihi.”

Meriç bu kitapta birçok batılı düşünürü tanıtıyor, onları eleştiriyor.

Bu kitaptan fark ettiğim kitaplar: (Bu seçme işlemini nasıl yapıyorum?)

- Jön Türklerin Siyasi Fikirleri – Şerif Mardin

- Mukaddeme – İbn-i Haldun

- İslam’da Tarih ve Müverrihler – M. Şemseddin

- Belâgat – Ahmet Cevdet Paşa

Fazla bilgi sahibi olmadığım/duymadığım kişiler:

Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu

Remzi Oğuz Arık


Tamamlanmamış İslam Yazıları

Yazar: Esat Arslan

Yayınevi: Kapı yayınları

Basım yılı: 2010

- 2 yıl kendini kitap okumaya vermiş yazar. Eğitimine yüksek lisans’tan sonra ara vermiş. Çok takdir ettim.

- Kur’an-ı daha çok ayet ayet okuyoruz. Pasaj pasaj da okumalıyız. Kur’an’ın tamamını göz önünde bulundurarak.

- Kıssalara yeni bir bakış açısı. (Yeni mi bilmiyorum, daha önce başka bir yerde böyle bir benzetmeden hatırlamıyorum)

Örnek verecek olursak:

Hz. Süleyman: Hüdhüd bir stratejisyen, karınca casus, cin yabancı asker, taht egemenlik. Bir devleti hızlı bir şekilde kendi stratejisi ile egemenliğine katma anlatılıyor. Arslan’a göre kıssaların anlamını güncellemeliyiz. Yoksa kıssayı okuyup ders çıkarmak zayıf kalıyor.

Aşağıdaki kelimelerin ilk açıklaması gerçek anlam, diğeri ise Esat Arslan’ın yorumlaması

Rüzgar: esinti, prestij kaybı

Saika: yıldırım, çarpıcı olay

Recfe: sarsıntı/ kargaşa, 68 hareketi

Gark: boğulmak, altına boğulan İspanya

Altını üstüne getirme (Kur’an’da geçen bir ifade): bir sınıfın diğerini indirmesi (Rus aristokrasisi – Sovyetler)

Ev dışına çıkamama (Kur’an’da geçen bir ifade): Ad kavmi için kullanılıyor, Naziler

Beni en faza etkileyen şu oldu: Müslümanlar olarak baştan sona hayatımızdaki düzeni, kurumları tekrar oluşturmak için düşünmeliyiz. Yoksa şu anda Müslümanlar daha fazla yönetimde kendine yer buluyor diye sevinmemek lazım. Bazı sıkıntıları olan sistemin Müslümanlar sadece operatörü olmamalı. Sistem tasarlamalı. Bir örnek: zekatın artık vicdanı rahatlatma ibadetine dönüşmesi. Zengin müslümanların zengin sitelere taşınması, fakirlerden kendini ayırması, o sitelerde yetişen çocuk zekat kavramını tam olarak anlayamaması sorununu doğuruyor. Çocuğun etrafı zenginlerle dolu, özel okula gidiyor arkadaşları zengin, komşuları zengin vs. (Burada sistem zenginlerin zengin sitesine taşınması fenomeni. Bu sisteme müslümanlar da uymuş durumda)

Ya da “İslami banka” fenomeni. Şu anki sistemde helal bir bankacılık sistemi oluşturmak için bin takla atma. Kendi bankacılık prensiplerimizi oluşturmak için kafa yormalıyız. Kendi görüşüm: Şu anda bu tip uygulamalar yapmak zorunda olabiliriz, ama işimiz zor. Yapılacak çok iş var. Türkiye’nin zenginleşmesi, itibar kazanmasından sonra iş bitmiyor.

Kitabın ikinci kısmında Arslan kendine Allah’ı nasıl ispatladığını anlatıyor. Yazılarda eksikler var. Klasik Darwinizm’in yanlış olduğunu ispatlıyor. Dediği şu: Bir organın oluşması için birçok mutasyon geçirmesi lazım, organ oluncaya kadarki mutasyonlar canlıya fayda sağlamaz, o zaman nasıl o “yarım” gözlü canlı ortamda çoğalıyor? Ama zaten şu an evrim teorisinin birçok açıklanmaya çalışılan meselesi var. Darwin’den sonra evrim teorisi elden geçirildi vs. Bu konuda şu anki görüş ne bilmiyorum, fakat ispat yetersiz.

Sonra bir varsayımı daha var yaratıcının olduğunu ispatlamak için, sistem bileşenlerinin dışında özellik gösteremez. Bu da eksik bir ifade. Emergence var.

Bazı Batı felsefecilerini (Descartes, Hegel, Kant) eleştiriyor. O felsefecileri okumadığım o kısımla ilgili yorum yapmayacağım.

Bu kitaptan fark ettiğim kitaplar: (Bu seçme işlemini nasıl yapıyorum?)

- Modernleşmek mi İslamlaşmak mı? – M. Akif Ersoy

- Umrandan Uygarlığa – Cemil Meriç

- Kültürden İrfana – Cemil Meriç

- Nüzulundan Günümüze Kur’an ve Tefsir – Mehmet Soysaldı

Fazla bilgi sahibi olmadığım/duymadığım kişiler:

Hasan Hanefi

Nasr Hamid Ebu Zeyd

Şatıbi

Fazlur Rahman


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.